Dinlerin beşiği, kültür mozaiği, binlerce yıllık tarihin tanığı Antakya... Bizi Antakya'ya götüren merak, insanlarıyla tanışabilmekti. Zira bir düğünde tanıştığım Parisyenleri andıran, yurtdışında okumuş, bugün memleketlerinde yaşayan Antakyalılar beni bir hayli şaşırtmıştı. Antakya civarındaki Doğu illerinden çok farklı bir yer. MÖ. 8000'e dek uzanan tarih ve kültürün izleri, kaybolan yapılarda değil de sanki insanlarında fark ediliyor daha çok. Antakya'yı ortadan ikiye bölen Asi Nehri'nin kuzeyi eski şehir, güneyiyse yeni yerleşimin olduğu, üst gelir grubunun yaşadığı bölüm. Eski şehirde yapılacak en iyi şey, kendinizi sokaklara bırakmak. Antakya'da bol bol çarşı var: Ayakkabı, kuyumcu, demirciler çarşıları.
Uzun Çarşı'da, künefe yapımında kullanılan tel kadayıfın dökümünü görebilir, sonra bir anda bir semerciyle karşılaşabilirsiniz. Çarşıların ardından eski Antakya evleriyle dolu bir arabanın giremeyeceği kadar dar sokaklar çıkıveriyor karşınıza. Evler çok eski, hemen hepsinin küçük de olsa birer avlusu var. Genelde Müslümanların yaşadığı semtte bol bol cami görmek mümkün. Açık camlardan Arapça müzik ve Arapça konuşmalar duyuluyor. Zaten kentte hemen herkes Arapça biliyor. Arap plakalı otomobiller, Arapça tabelalar Suriye'yle yakınlığın ve geçmişteki Arap kültürünün bir sonucu.
Antakya'nın eski kısmı küçük bir bölge. Eski Antakya evleri geniş avluları, işlemeli pencereleriyle çok özel evler. Azı restore edilmiş. Yine aynı bölgede camiler, kiliseler, havra ve cemevleri bir arada.
KATOLİK KİLİSESİNDE ROCK KONSERİ
Antakya dünyadaki iki milyar Hıristiyan için çok özel bir yer: Hıristiyanlığın Kudüs'ten sonra ikinci kutsal kenti. Hatta Hıristiyanlık kelimesinin, ilk defa burada kullanıldığı söylenilegelir. Dolayısıyla Antakya'da Ortodoks, Katolik ve Protestan kiliseleri görebiliyorsunuz. Protestan kilisesi bu inanç merkezlerinin en yenisi. İki yıl önce, Güney Korelilerce kurulan kilisenin yetkilileri bugün ilçede 35 kişilik bir Protestan cemaatin oluştuğunu söylüyor.
Bu bölgenin insanlarını farklı kılan, her zaman farklılıklarla iç içe olmaları. Katolik kilisesinin üst katına çıktığınızda, portakal ağaçları arasından Sarumiye Camii'nin minaresini görebiliyorsunuz. Bu tablo Antakya'nın sembolü adeta. Aynı kilisede bir rock konseri de izleyebiliyorsunuz. Biz izledik. Finlandiyalı Mikko adlı bir grubun etnik pop rock konserine sadece Katolikler değil, pek çok kişi gelmişti. Antakya'nın ortasından geçen Asi Nehri üzerinde hiçbir estetik yanı olmayan dört beton köprü var. Üç büyük depreme ve sellere dayanan Roma döneminden kalma ünlü taş köprü ise 1972'de dönemin belediyesince yıkılmış. Farklı bir mimari yapı olan eski Hatay Meclis Binası bugün porno filmlerin gösterildiği bir sinema. Antakya'nın binlerce yıllık mirası, mimarisinde değil sanki insanlarında yaşıyor. İnsanlar genelde modern ve eğitimli. Şehrin yamaçlarındaki en fakir mahallelerde bile özel bir hava var. Sanki herkes bu bölgenin yazılmamış kurallarına sessizce riayet ediyor. Ne Yahudi, ne de Rum mahallesi var Antakya'da; Alevi, Sünni, Hıristiyan, Yahudi iç içe yaşıyor.
"Antakya'nın en büyük zenginliği, insanları" diyor, Lena Abdo. Aslen Antakyalı olmayan Abdo, 18 sene önce bir ilçeye gelin gelmiş. Beyrut doğumlu, Londra'da büyümüş, Paris'te yaşamış. Antakya'dan sonra başka bir yerde yaşayamayacağını anlatırken şehrin sırrını da açıklıyor: "Herkes birbirine çok saygılı. Bir yas ya da bir bayram olduğunda buna herkes dikkat eder. Ben mevlitlere giderim. Müslüman arkadaşlar bizimle Paskalya'yı kutlar."
Lena'nın eşi Abud Abdo ise Antakya'nın elit kesiminden. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayabilecek imkanlara sahipken, Antakya'yı seçenlerden. İngiltere'de işletme okumuş, ABD'de master yapmış. Antakya'nın cazibesini "Burada fakir, zengin herkes eşittir. Sosyal statü farkları yoktur. Herkes aynı yerlere girer çıkar. Saygı, buradaki yaşamın özündedir" sözleriyle anlatıyor.
BEDRİ RAHMİ'Yİ ŞAŞIRTAN HEYKELTRAŞ
Abdullah Usta ise Antakya'nın gizli kalmış bir başka rengi. Abdullah Özalp 51 yaşında, Arap kökenli, taşları aşkla yontan bir heykeltıraş. İlkokuldan sonra okumamasına karşın arkeolojiyi çok iyi biliyor. 300 yıldır el yazması kitapları çoğaltan bir aileden geliyor. Japonya'dan ABD'ye kadar dünyanın birçok ülkesine eserlerini gönderen Abdullah Usta'ya dair hikayeler ilçede kulaktan kulağa anlatılıyor. Abdullah Usta, 15-16 yaşlarındayken tesadüfen Mimar Sinan Üniversitesi'nde hoca olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanışır. Ona çantasında bulunan bir parçayı gösterdiğinde, Eyüboğlu bunun karşısındaki çocuk tarafından yapıldığına inanmaz. Abdullah Usta iki gün Bedri Rahmi'nin gözünün önünde çalışarak hünerini ispat eder. Kentte anlatılanlara göre, Abdullah Usta yaptığı reprodüksiyonlar için "orijinal değildir" diye bir belge veriyormuş.
FİLARMONİ DERNEĞİ VE BAL YAPAN PEDER
Hıristiyanı da Müslümanı da vazgeçemiyor Antakya'dan. İstanbul'daki tıp eğitiminden sonra bir süre ABD'de kalıp buraya dönenlerden biri de Behiç Çinçin, Antakya'nın köklü Arap kökenli ailelerinden. Annesi Galya Çinçin yörenin hanım ağalarından. Zeytin üretimi yapıyorlar. Sportif havacılıkla uğraşan Behiç Çinçin, uçağını yakınlarda satmış, artık motorla ilgileniyor. Klasik müzik tutkunu, yılda 5-6 konser organize eden Antakya Filarmoni Derneği'nin başkanı.
Antakya'yı bu kadar farklı yapan hiç şüphesiz bölgenin dokusuna, insanlarına sinmiş o büyüleyici hava. Bu havaya kapılanlardan biri de Peder François Saluis. 81 yaşındaki peder 25 senedir Antakya'da. Türkiye'ye, 1950'lilerde, Selçuk'ta Meryem Ana Şapeli'nde bölge insanlarına yardım için çalışmaya gelmiş. Ardından Elazığ'da cüzzamlılarla ilgilenmiş. 1966'da Türk vatandaşı olan Peder François, eski bir Antakya evinde yaşıyor. Yıllarca piyano ve tenis dersleri vermiş. Yaşamak için Antakya'yı seçmesini ise şöyle açıklıyor. "Buradaki yaşamı, gürültüyü seviyorum. Komşularımın çoğu Arapça konuşur, bu sokak hep çocukların gürültüsüyle doludur. Ben kelebek değil arı gibiyim. En güzel yerde durur, bal yaparım."
Peder François'ın "en güzel yer' olarak seçtiği Antakya muhteşem bir mutfağa da sahip. Humus, süzme yoğurt, cevizli biber, kekik salatası, yoğurt aşı, kaytaz böreği, oruk (bir nevi mücver), nar ekşili patlıcan salatası (babaganuş), serimsek (et, soğan ve çeşitli baharatlarla yapılan bir çeşit börek), tepsi ve kağıt kebapları, kiremitte tavuk, çeşitli peynirler ve elbette künefe. Daha da uzatılabilecek bu liste, Antakya'nın kültüründeki çeşitliliğin bir yansıması gibi...
Additional Info
-
Asaf:
